Romantik Yol: Würzburg, Rothenburg ve masalsı Neuschwanstein Şatosu

Almanya romantik değil diyorlar. Sen ne düşünüyorsun evde? Ben de öyle düşünüyordum. Ta ki sizinle birlikte romantik yolculuğa çıkana kadar oğlum Leo ve Gizemle birlikte romantik yolculuğa çıktık. Üç gece Almanya’nın en güzel şehirlerinden geçtik. Rotamız Würburg’da başladı. Ondan sonra Rotenburg’da sosyal medyada en fazla paylaşılan şehrine ve yerine gittik. Sonrasında da nerede tamamladık yolculuğumuzu? No Şenstein şatosu gerçekten muhteşemdi. Eğer Almanya’nın büyük şehirlerinden çıkıp böyle köylerine, kasabalarına, küçük yerlerine gidiyorsanız Almanya’yı gerçekten tanımış gibi hissediyorsunuz ve seviyorsunuz. Uzun bir video olacak ama gerçekten değecek. Bizimle kalın. Hadi başlayalım. Almanya ile bir ilginiz varsa ya da ilginiz olmasını bekliyorsanız bizi takip etmenizi öneririz. Almanya’nın şehirlerinde geziyoruz. Yani ben geziyorum. Güz deli gibi ayak gibi geziyor. O yüzden bizi takip edin. Düseldorf’tan ayrılıp Frankfurt’ta bir gece konakladıktan sonra sabah erkenden romantik yolun başlangıç noktasına Würtszburg’a doğru yola çıkacağız. Yarım günü burada geçirmeyi planlıyoruz. Ardından kısa bir mola için Vikersheim’a uğrayıp Almanya’nın sosyal medyada en çok paylaşılan şehri Rotenburg’a gideceğiz. Burada bir gece kaldıktan sonra Almanya’nın en güzel alt stadı yani tarihi şehir merkezi unvanına sahip Dinkelsburg bizi bekleyecek. Sonraki durağımızda Augburg burada bir gece kaldıktan sonra yolculuğumuzu masallardan fırlamış gibi duran Neyche Wenstein şatosuna noktalayacağız. Uzun ama çok keyifli bir yolculuk olacak. Odanızın içerisine arabanızı park edebiliyorsunuz. Odanız 10 katta olsa da arabanızı yanınızda alıyorsunuz. Ben ilginç buldum bunu. Ondan sonra oğlumuzla paylaştım. Neden böyle bir otel yapmışlar dedi. Uzun bir süre ben de düşündüm gerçekten neden dedim. Hala cevabını bulamadım ama adamlar yapmışlar. Bize denemek düşer yani. Neyle karşılaşacağımı hiç bilmiyorum. Şimdi resepsiyona gidip soracağım. Şöyle bir yer olmalı. Asansör araba için. Onunla en tepeye çıkanım. Neyse bakacağım. Arkadaşlar evime diyorum ki şöyle arabayı nereye park edeceğiz gibi sadece yumuşak bir soru sor ki eğer öyle bir olay yoksa biz yanlış anladıysak çok rezil olmayalım. Gerçekten doğruymuş gibi gözüküyor. Şimdi sordum gizemet eee pasaportunuzu falan getirin dedi. Ondan sonra da tarif edeceğim dedi. Bakalım hayırlısı. C1’i takip ediyoruz. C1’i takip ediyorsun. Tamam. C1 gir. Onu scan ettiğin zaman asansör senin kaça çıkacağını biliyormuş. Arkadaş be. Evet şimdi yeşil yandı. İlerle. Araba gidiyoruz. Şey gibi değil mi? Disneyland gibi. Bir şey söyleyeceğim. Bir şey söyleyeyim mi? Çok creepy ya. Ben rahatsız etmedim kendimi yani. Geldik. Şimdi odamıza gireceğiz. Ne kadar verdik? Sen biraz önce çekmişsin. O fena da değil ha. Bir şey söyleyeceğim. Beyefendiye sordum. Neden dedim? Ne iş? Niye böyle bir otel yaptınız? İki tane şey dedim. İnsanlar öncelikle yine de çok ilginç diye geliyorlar dedi ama yani çok ilginç diye buraya bir kere gelirsin. İkinci defa bence gelmezsin. Birincisi ben gelirim buraya. Otoparka para ödemiyorsunuz dedi. Çünkü böyle bir otelde normalde en az 20 euro çakarlar yani. En az euro. Evet. Otoparka para ödemiyorsunuz dedi. İkincisi de eşyalarınızı her seferinde taşımıyorsunuz dedi. Çünkü arabanız yan tarafında. Bir de işte arabanı şarj edebiliyorsun. Elektrikli. Özellikle bence elektrikli arabası olanlar için gerçekten güzel bir olay ya. Romantik Yol 1950’lerde Almanya’nın savaş sonrası yeniden ayağa kalktığı dönemde oluşturulan bir turizm rotası. Ancak bu yolun ilk keşfi ve yaygınlaşması Almanya’da görev yapan Amerikalı askerlerle başlıyor. I. Dünya Savaşı sonrasında ülkede konuşlanan Amerikan askerleri görev sürelerinde ailelerini de yanlarında getirip ülkeyi keşfetmeye başlıyorlar. Özellikle Orta Çağ’dan kalma atmosferiyle dikkat çeken kasabalar, kaleler ve şarap bağları onların ilgisini çekiyor. Rotenburg, Opter Tauer, Dinksburg gibi kartpostallık kasabalar Amerikan askerlerinin tatil rotalarına girmeye başlıyor. Bu rota boyunca yaklaşık 460 kometrellik bir hatta yayılmış, masalsı kasabalar, ahşapevler, üzüm bağları ve kale manzaraları sıralanıyor. Ziyaretçiler adeta zamanda yolculuk yapıyormuş gibi hissediyor. Almanya’nın güneyindeki bu güzergah bugün Japonya, Güney Kore, Brezilya ve ABD gibi ülkelerden gelen turistlerle dolup taşıyor. Şimdi Wburg’da tabii ki de Residence Plus’a geldik. İlk durağımız burası. Burada sence en güzel şey ne? Şu WBG residence. Baris barak mimarisi. Evet. Ben seviyorum barok mimarisini. Barok denilince de evrim. O zamanlar daha tanışmıyorduk. Rahmetli Koca dedem. Böyle otururduk bahçede. Barok mimarisine bakardık. Verb romantik yolun ilk büyük durağı. Şehrin tam kalbinde ise devasa bir saray yükseliyor. Burg rezidansı. Burası eskiden prens piskoposların eviymiş ama sıradan bir yer değil. Barok mimarinin Almanya’daki en etkileyici örneklerinden biri. Sarayın içinde öyle bir merdiven holü var ki tavanında dünyadaki en büyük fresklerden biri yer alıyor. Bu şa eseri İtalyan sanatçı Tiap Polo yapmış ve evet gerçekten büyüleyici. Sarayın yapımı 1700’lerin başında başlamış ve tam 60 yıl sürmüş. Hatta bazıları bu kadar gösterişli yapılmasının sebebini şöyle açıklıyor. Fransa’daki Versay sarayına rakip olsun istenmiş. İçeri girdiğinizde neden böyle söylediklerini anlıyorsunuz. Tavan süslemeleri, odalardaki detaylar gözünüz resmen her şeye yetişemiyor. Ama bu görkemli yapının bir de zorlu geçmişi var. Almanya’da birçok göremli yapıda olduğu gibi ı Dünya Savaşı’nda Würsburg neredeyse tamamen bombalanmış. Şehrin %90’ı yok olmuş. Rezidans da ağır hasar almış ama savaş sonrası yıllar içinde toparlanarak yeniden ayağa kaldırılmış. Bugün gördüğümüz hali işte bu uzun ve sabırlı restorasyonun eseri. Beni acayip etkiledi. İç tarafı bu ne ya? Altın varaklar filan. Varağı yemişim. Efsane yemek yiyor. Evet. Evet. Şimdi yemeğimiz geldi. Evet. Şöyle bir gösterelim arkadaşlar. Ne söyledik amci? Menüyü bir alabilir miyim canım? Tabii ki. Dana iti sosis söyledik. Burada bulabileceğimizi çok düşünmüyordum. İlginç oldu. Evet. Ve direkt o vardı yani. Evet. Hemen şöyle menünün üzerinden geçeyim. Şu söylediğimiz 15 euro. Ondan sonra patates kızartması söyledik. Sosuyla birlikte 760. Ama en önemlisi arkadaşlar malum romantik yolculuğa geldik. Romantik yolculukta şarap içmeden olmaz. Şöyle bir şarap söyledim. Şarabı hiç böyle görmemiştim daha önceden. Ben Frankfurt’da görmüştüm ve gizeme şunu söylüyordum. Çok şey gibi kokuyor. Sirke gibi kokuyor diyordum. Şimdi bir tatacağım bakalım. Zaten Frankfurt’taki Frankfurt’a çok yakınız bu arada. Benzer şeyler olabilir. Çok büyük ya. Residence F’ile ilgili düşüncelerini söyle. Çünkü ben beğendim. Ben de beğendim. En beğendiğiniz oda hangisiydi? Altın varak. Komple altınlar ve aynalarla dolu bir oda vardı. Em diyor ki buradakilerin hepsi altın varakmış. Altın kaplamaymış. Bana çok inandırıcı gelmedi. Altın yaprağıyla yapılmış. Tamam işte ona altın kaplama deniyor zaten ama içi de onun altın. Tam b yani tek tek altınlar. Neyse savaş sonrasında yine aslında uygun şekilde yine altınlarla yapılmış. Bayağı turistik bir şehirmiş burası bu arada. Evet bu romantik yol sağ olsun. Yılda 5 milyon turist geliyor. Yatmalık turist geliyor. Ve günü birlik olduğunda bu sayı ikiye katlanıyormuş. Biz yatmalı turist miyiz? Biz yatmalı. Evet. Böyle yata yata gezmel sınıflandır. İlk defa bir insanın yatmalı ve yatmasız olarak sınıflandırıldığına şahit oldum. Günü birlikçiler var. Ha öyle dersin yani. Günü birlikçi dersin. Yatmalı nedir ya? Konaklamalı turist. Nürsburg rezidansından çıktık arkadaşlar. Eğer buraya gelirseniz arabayı hemen önüne park edin. Biz öyle yaptık. Ve şimdi buradan eski köprüye yürüyeceğiz. Evet, eski köprü şu anda önümde görüyorum. Hatta size de göstereyim ya. Benim yüzümü göreceğinizde şu muhteşem yerleri görün. Bakar mısınız? Bburg’un en keyifli noktalarından biri kesinlikle eski Mine köprüsü. Şehrin simgelerinden biri olan bu taş köprü 1100’lü yıllarda yapılmış ve bugünkü halini 1700’lerde almış. Üzerinde Aziz heykelleri var. Tıpkı Pırak’taki Charles köprüsü gibi. Ama burayı asıl özel yapan şey akşam saatlerinde yerel halkın eline bir kade şarap alıp bu köprüde buluşması. Manzarada Mine Nehri, arka planda Mariberg Kalesi. Güneş batarken ortam efsane oluyor. Mürsburg’da bir şey yapılacaksa o da burada bir kade şarap içmek olabilir. Ama tabii dikkat edelim çünkü araba yolculuğu yapıyoruz. Çok da fazla alkol almamakta fayda var. Trafikte sorun yaşayabilirsiniz. Böyle yolculuklara çıkarsanız trafikte sorun yaşadığınız zaman keşke bir sigortamız olsaydı diyorsanız sigortayla ilgili linki ben açıklamalara sizin için koyuyorum şu an. Arkadaş nasıl bağladın buradan ya? Bağlarım. Evet. Yalnız ben bir şey çok önemli. Almanya sigorta cenneti bir ülke. Çok önemli gerçekten. Başım ya bizim bir kere arabamız pert oldu. Onu başka zaman anlatırım. Evet. Sigorta yaptırabilirsiniz ama Türkçe hizmet alabileceğiniz bir sigorta. Bizlerin önerdiği bir sigorta. Burası çok önemli. Arkadaşlar neyse açıklamalara linki koyacağız. Bir formu doldurursunuz. Ben de ben de indirimi koyacağım. Hadi bakalım. A şey indirim var mesela hemen bunu da söyleyeyim. Kazasızlık indirimi. Arkadaşlar Türkiye’de kazasızlık indiriminiz var ya hop Almanya’ya geliyorsunuz. Bunu saydıramazsınız derdim ama vasilis da artık saydırabileceksiniz. Bir sonraki ana durağımız Rotenburg ama öncesinde uğranabilecek birçok şirin kasaba var. Bu kasabalardan bir tanesi de tabii ki Vikersim. Viker time. Çok tatlı bir yer. Tatlı bir yer ya. Evet. Sadece birazcık ölü bir zamanda geldik. Hava da pek iyi değil. Aynen. Ama bu işte bahsedilen rotaların üzerinden geçiyoruz şu anda. Evet. Yani farklı farklı köyleri söylemişler. Bu arada şunu da söyleyelim. Her yere gitmiyoruz arkadaşlar. Yani çünkü çocukla birlikte her noktaya uğrarsak bu iki haftada bitmez. Tam ortasında bir şato var ki dışarıdan baktığınızda ne kadar sade duruyorsa içeri girince o kadar şaşırtıyor. 16. yüzyıldan kalma bu yapı Almanya’da Rönesans mimarisinin en iyi korunmuş örneklerinden birisi. İçeri girince burası neden bu kadar az biliniyor diye düşünebilirsiniz. Gösterişli salonlar, barok tarzda düzenlenmiş bir bahçe ve taş heykelleri arasında yürümek gerçekten keyifli. Tüm şato ve bahçeyi gezmek isterseniz bilet yetişkinler için 6,5 euro. Sadece bahçeyi gezmek yazın 3,5 kışın 2,5 euro. Welcome in Vers. Evet biz şu anda şuradayız. Hı hı. Dolayısıyla küçücük bir yerdeyiz. Şurada market plat var. Birazdan belki oradan gidip bir şeyler içeceğiz. Hemen yan tarafında bahçesi var. Açıkçası bu şehirde tam bir gün geçmez ama 2-3 saatlik durak olarak çok ideal. Hem gözünüzü hem zihninizi dinlendirir. Romantik yola gelmişken buraya uğrayın deriz. [Müzik] Romantik yolun en güzel tarafı ne biliyor musunuz? Doğayile içe yolların üstünden birbirinden tatlı köy ve kasabalardan geçiyorsunuz ve dilediğiniz zaman soluklanarak yolunuza devam ediyorsunuz. Tabii ki gönül isterdi yolda vakfı kebir ekmeği, köy kahvaltısı ya da en azından Ayşe ablanın ünlü gözlemesinden yemeği. Ama ne yapacaksınız? Hayat geldik Rotenburg’a. Geldik. Burası benim en heyecanlı beklediğim yerlerden bir tanesiydi. Yani öyle bir otel kiralamışız ki hemen şurada önümüzdeki cadde romantik şirrası yazıyor. Otel de hemen arka tarafı. Yani resmen yolun üzerinde kiralamışız. Buraya gelir gelmez böyle surlar sizi karşılıyor. Zaten surlardan tanıyorsunuz nerede olduğunuzu ve gelirken de gerçekten bu romantik yolu kullanarak gelmek fark yaratıyor. Evrimle şey dedik yani Toscana’da bile böyle yollar görmemiştik. Romantik yol üstünde Surlara çok yakın bir otelde kaldık. Özellikle de içerisinde Michelin Starlı bir restoranın olması açıkçası bayağı ilgimizi çekti. Odada da güzel dokunuşlar vardı. Neyse odaya girdik. Eşyaları bırakıp hemen Altad’ın yolunu tuttuk. Eğer romantik yoldan Rotenburg’u çıkarsaydık romantik yol gerçekten eksik kalırdı. Şu anda öyle bir manzaranın önündeyim ki belki de birçoğunuzun bildiği, zaman zaman gördüğü bir manzara. Özellikle de Instagram’da. Çünkü burası Almanya’nın en çok Instagramlanan noktası diye biliyorum ben. Şu anda şu evi görüyorsunuz. Buradan bir fotoğraf karesi alacağız. Bir değil hatta belki onlarca fotoğraf karesi alacağız. Akşamüstüne doğru günü birlik gelen turistlerin otobüsleri kalkıp geri döndüğü zaman rahatlıyor burası. Bu yüzden de Evet. Şu anda saat 1910 hani o yüzden burası biraz daha sakin. Evet. Bence bu sebeple biraz şanslıyız ve bugün hafta içi gerçi tatil ama yine de hafta içi olmasının da bir etkisi var. Normalde bu kadar sakin olmayabilir. Bu yüzden eğer çok böyle kalabalık bir zamanda geliyorsanız ya akşamüstü turistler gittikten sonra ya da sabah erken saatlerinde her yerde olduğu gibi değil mi? Peki bir şey söyleyeceğim sana gizem. Nedir ya? Yani bu kadar büyütülecek nedir yani bu? Şimdi genelde o resme baktığımızda şuradaki kuleyi görüyoruz. Kulenin sağ tarafında bize daha yakın olan evi de görüyoruz. Ya öyle bir şey. Şimdi bak Almanya’nın belki de en ponçik şehri olabilir burası. Buranın zaten çok güzel hikayeleri var. Hepsine de değineceğiz. Bombalamaya kıyamamışlar. Yani öyle bir şeyi de var. Enteresan bir hikay yani. Şimdi bizim Düseldorf tarafları ulan bunları bombala gitsin mi demişler. Orada da vardır. Ben y şöyle bak mesela ne diyorduk Nürnberg’e gittiğimizde? Nürberg başına ne geldiyse güzelliğinden gelmiş şehir ama burası şanslıymış. Güzel olduğu için yani güzelliği onu kurtarmış. Gerçekten çok güzel. Aman Allah’ım. Yani böyle eee buralarda şu anda siz ben konuşurken göreceksiniz o evlerin, ponçik evlerin, eski tip mimarinin fotoğraflarını. Çok güzel mağazalar var burada. Noel pazarlarına kurulan bir tane mağaza vardı. Neydi evrim onun ismi biliyor musun? Bilmiyorum ama bizim Noel pazarlarıyile ilgili efsane bir videomuz vardı. Orada belki geçiriyor olabiliriz. Noel pazarlarınla ilgiliyseniz arkadaşlar şu zamana kadar çektiğimiz en keyif aldığımız videolardan bir tanesiydi ve çok da bilgilendirici. Sadece o sene içerisinde 25 tane Noel Pazarı gezdik. Hani kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına ama daha fazla da gezin. Ondan öncesi de var. Yani ben şu zamana kadar herhalde 50 farklı şehirde Noel Pazarı gezmişimdir. Gerçek bu arada Almanya olmak zorunda değil daha farklı yerlerde de. Evet. Mesela Hollanda’da bir tanesine gittik. Gerçekten çok kötüydü. Oo Zagreb muhteşemi. Çok güzeldi vallahi. Meksika restoranına geldik. Meksika restoranına gelince de benim bir huyum var. Şapkasını takmadan yiyemiyorum yemekleri. Ama bir şey söyleyeceğim. Bu çok büyük ya benimki yani. Romantik yola geldik ama öpüşemiyoruz baksana. Aynen öyle. Şöyle. Çok ilginç. Neymiş? Şimdi bana Faita geldi. Ben şurada bir açıklama yapmak istiyorum. Evet. Bu açıklamaya hazır mı peki YouTube? Hazır olsun çünkü bir şey öğrenecekler. Hadi bakalım. Faita bir Meksika yemeği değildir aslında. Burası bir Meksika restoranu ama Faita bir Meksikan, Amerikan yemeğidir. Yani aslında Faitan’ın anavatanı Tekas. Füzyon diyorsun. Evet. Füzyon bir yemek. Çoğu Meksika restoranına gittiğiniz zaman hani Türkiye’de bence görürsünüz faitayı ama yurt dışına çıkıyorsanız ve yurt dışında bir Meksika restoranına gidiyorsanız çoğunda aslında fayitanın menüde olmadığını görürsünüz. Menüde olanlar da genelde böyle Meksikan, Amerikan restoranları. Bu da bence birazcık öyle bir şey. Evet. Ben de şöyle tortilla söyledim. Ekli. He efendim. Evet. Şimdi yiyoruz arkadaşlar. Latenburg’da her akşam yapılan bir gece bekçisi turu var. Ellerinde fenerle pelerinli biri eşliğinde şehrin sokaklarını dolaşıyorsunuz. Hikaye anlatılıyor. Hem de şehri bambaşka bir atmosferle tanıyorsunuz. Turu yapan kişi de çok karizmatik biriymiş. Bu arada tur saat 20’de Mark’ta başlayıp yaklaşık 1 saat sürüyor ve fiyatı da €9 euro. Ama ben katılamadım. Çünkü o gün şehirde o kadar çok yürümüşüz ki sabah sokak sokak gezdik tabii ki sonra Rotenburg’un meşhur dükkanlarına girip çıktık. Peluşayılar, kurabiyeler, Noel süsleri derken saat nasıl geçti anlamadık. [Müzik] Rotenburg’un en etkileyici yanlarından biri de hala ayakta olan o orta çağ surları. Yani şehri gerçekten yürüyerek çevreleyen bir sur hattı var ve büyük kısmı bugün de yürünebiliyor. Bu surlar 12. yüzyılda inşa edilmeye başlanmış. 13. yüzyılda genişletilmiş. Aslında o dönem şehir hem savunma hem ticaret açısından çok önemliymiş ve bu taş duvarlar yüzyıllar boyunca şehri koruyan en büyük kalkan olmuş. Şaka gibi. Bekle önce bir şurayı çekeyim. İnanılmaz. Sen Wolfkan Kirhe. Evren çok çok güzel. Bu nedir ya? Şöyle tatlış bir ahşap köprüden karşıya geçiyoruz. En güzeli ne biliyor musunuz? Bugün bu surlara çıkabiliyorsunuz. Üstünde yürüyebileceğin ahşap çatılı bir geçit var. Dar, biraz eğimli, yer oldukça fotojenik, şehri yukarıdan görmek isteyenlerin kesinlikle yapması gereken bir aktivite. Yani Rotenburg sadece kartpostallık evlerden ibaret değil. O evlerin ardında yüzyılların izi var ve o iz en çok da surlarda hissediliyor. Kesinlikle bir yürüyüş yapın derim. Surları gezerken surların üzerinde şöyle taş bloklar gördük. Mesela şunu görüyoruz. Folkel unt Corina von Bon Bostel. Burada da mesela The Cisk Family Atlanta Georgia USA diyor. Burada da USA diyor. Oo mesela şuna bakın. Hong Kong Beijing 2019. Rotenburg Opter Toard’daki şehir surlarında gördüğünüz isimler, evlilik tarihleri ve benzeri yazılar Dünya Savaşı’ndan sonra surların restorasyonuna katkıda bulunan kişilerin ve ailelerinin anısına yerleştirilen taş plaketlermiş. 1950’lerde başlatılan restorasyon çalışmaları esnasında bağış yapanların isimleri bu plaketlere işlenmiş. Bu bağış sistemi günümüzde de devam etmekteymiş. Güncel olarak 1 metre uzunluğundaki bir sur bölümünün sponsorluk bedeli yaklaşık 00 euro civarında ve kalıcı ilgililere duyurulur. E bir Türk olarak tabii ki de şunu düşünmüyor değiliz. Yani hiç Türk yok mu diye başladığımızdan beri şu zamana kadar göremedik. Maalesef Amerika’dan çok fazla gördük. Amerika’nın bence olmasının özel bir nedeni var. Daha önceden Gizem de bahsetmişti. Malum Amerika buraya geldiğinde burası çok fazla bombalanmış. etrafı çok fazla bombalanmış ama özellikle bu şehir çok fazla bombalanmamış. Neden? Çünkü Amerikalılar şehri çok güzel bulmuşlar. Sözde bir general ya bu şehri bombalamayalım lütfen.” demiş. Ve ondan sonra da bu generale de işte bu şehrin temsilcisi tarzında bir ödül verilmiş. Ama siz de geldiğinizde lütfen bakın. Acaba bir Türk ismi görecek misiniz? Merak ediyorum. Evrim şimdi Rosenburg’un olmazsa olmaz tatlısını deneyecek. Bununla ilgili böyle değişik yorumlar var. Beğenen, beğenmeyen. Ben Evrimin’in yorumunu merak ediyorum. Çünkü Evrim Alman tatlılarına karşı bayağı bir şey önyargılı. O yüzden şimdi Evrim seçiyor. Bakalım hangisini deneyeceğine karar verdin mi tatlışım? Valla şurada vanilyalı var, kakaolu var, zitrone var, limon. Farklı farklı boyları var. Küçük olanı seçti evrim. Aynı yargılı olduğu için. Evet. Onu da ikiye böleceğim. Kanik tab sağlık. Bu arada Almanya’nın küçük şehirlerinden birisi olmasına rağmen çoğu yerde kart geçiyor. Helen çöz aldım arkadaşlar. Şöyle hemen bir göstereyim. Gizemciğim gel. Yarısını kendim hemen şimdi yiyeceğim. Yarısını da oğluma veririm. Beklentim dediğim gibi birazcık düşük. Şöyle bir şey. Görünüyor mu güzemciğim? Evet tabii ki. Öyle birazcık geriden çekeyim. Uzaktan. Yok değil mi? Yok. Verecek misin oğluma? Yani tatsın ama nesi yok? Mesela memleketimin sütlü tatlıları varken bu nedir ya? Tamam. Peki neden yani? Tarif et bize. Yani yani böyle ya tarif etmesi çok zor ya. Çünkü ben çok yüksek mertebede tatlılar yemiş. Yer gibi bir şey mi? Yok hayır. Şeker yer gibi bir şey mi? Şeker yer. Eee hamur yer gibi. Pişmemiş hamur yer gibi. Efendim? Yok olmaz. Babşkom şöyle bir şey aldım bir kenan. Tatlım sen de bir ısırmak ister misin? Ben senin de yorumunu çok merak ediyorum çünkü. Sevdin mi? Kötü değil mi? Eee bu Alman tatlısını sevmemesi Evrimin çok hoşuna gitti değil mi Ermciğim? Çünkü baklava seven filan bir çocuk bizim yani tatlıdan anlıyoruz. Biz şey yapıyoruz. Ne bileyim sütlü tatlılar, baklavalar, kabak tatlısı. Yani biz Evet. Kabaktan tatlı üretebilen bir memleketiz. Narencieden tatlı üretiyoruz. Evet. Ama yani şu nedir? Şöyle göstereyim mesela Gizem. Şunlar kakao kaplanmış. Tamam mı? İç kısmında böyle bir kurabiyemsi bir şey var. Ok. Çok güzel bir kafeye geldik arkadaşlar. Neymiş buranın adı? Lebens lust. Lebens. Evet. Keyifli bir yer. İçinde böyle avlusu var. Tabii ki romantik yol olduğu için hanımın da izniyle bir beyaz şarap söyledim. Neymiş bu? Silvaner birazcık şey varmış. Limon tadı varmış içerisinde. Benim gibi bir şarap uzmanı bakanım bulabilecek mi o limon tadını içinde? Nasıl buldun Nevrimciğim Röenburg’u? Röhenburg’u ben çok sevdim. Evet. Sen de sö gerçekten şu zamana kadar en sevdiğim küçük Alman şehirlerinden. Hani şimdi burayı Munich’le, Körn’le, Düseldorf’la, Berlin’le falan karşılaştıramazsın. Ama ben hep şey derdim ya İtalya’da ne kadar güzel böyle tatlı köy kasabaları var falan. Evet. Ponçik ponçik diyebiliriz ya. O kelimeyi çok kullanmak istemedim. Neden? Çünkü video boyunca çok kullanıyoruz burayı burayı betimlemek için. Çünkü gerçekten öyle. Ama burası gerçekten tam bir ponçik ya. Evet. Yani inanılmaz yani şeyi yapmadık. Gece bekçileri turu. Ben şey diyordum. E akşam 21.30’da 9.30’da alınabiliyor bu gece bekçileri turu. Sizi böyle gezdiriyorlar ve bu şehrin rivayetlerini anlatıyorlar size. İşte eski hikayelerini. Zamanın olduğu haliyle kaldığı müthiş bir şehir. Rotenburg Opter Tauber Almanya’nın Baviera eyaletinde yer alıyor ve romantik yolun bana sorarsanız en ikonik durağı burası. Özelliği ne derseniz Almanya’da Ortaçağ şehir dokusunu en iyi koruyan yer burası. Savaşlar, yangınlar, modernleşme derken birçok şehir değişip dönüşürken Rotenburg’un büyük kısmı hala 14. yüzyıldaki haliyle ayakta. Şehir 1274’te imparator Rudolf tarafından imparatorluk şehri ilan ediliyor. Bu da onu ekonomik ve idari olarak bağımsız kılmış. Ticaret yolları üzerindeki konumuyla hem büyüyor hem zenginleşiyor. Ama sonra 17. yüzyılda 30 yıl savaşları ardından veba, sonrasında ekonomik durgunluk Rotenburg zamanla unutulmuş. İşte bu unutulmuşluk onun aslında bugünkü güzelliğini kurtarıyor. Çünkü kimse yıkıp yeniden inşa etmemiş. I. Dünya Savaşı’ndaysa şehrin %40’ı bombalanmış ama çok özel bir şey olmuş. Amerikan subaylar şehrin tarihi önemini biliyorlar ve komutanlarına burası teslim olursa bombalamayalım diye komutanları ikna ediyorlar. Belediye başkanı son anda beyaz bayrakla teslim oluyor ve şehir kurtuluyor. Savaştan sonra da Almanya’daki ilk büyük kapsamlı restorasyon kampanyalarından biriyle şehir yeniden ayağa kaldırılıyor. Rotenburg’a gelirseniz renkli evleri, ayakta kalan surları, yürünebilen şehir duvarını, Markl’taki saat kulesini ve benim yapamadığım gece bekçesi turunu yapmayı unutmayın. Rotenburg gerçekten çok güzel bir şehir. Ne yaparsanız yapın bu şehre gelin arkadaşlar. Bu şehir gerçekten çok romantik. Yani romantik yola gelip de Rotenburg’a gelmemek romantik yola gelinmiş olunmuyor bence. Aynen. Şimdi programdan bahsedelim istersen. Şimdi Del’e gideceğiz. Burası Almanya’nın en güzel yani o gideceğimiz lokasyon Almanya’nın en güzel eski şehri unvanı almış. Bakalım bizden de alabilecek mi? [Müzik] Dinkb’deyiz. Buraya niye geldik? Çünkü Almanya’nın en güzel altadı unvanına sahip şehriymiş burası. Yani eski kenti. Neden sence böyle? Ya da böyle mi sence? Yani en güzelliğini göremedim ama şunu itiraf edeceğim. Çıtayı git gide yükseltiyorsun. Hani bu şehre ilk girdiğimizde ya hani direkt şimdi Aburg’a gitseydik daha iyi olurdu falan diyordum ama ondan sonra ya şehre bir girdim çok güzel ya Evrim böyle bir dakika içerisinde beş kere filan a ne kadar güzel çok güzel ne kadar güzel filan dedi ilk girdiğimiz buraya en güzel Eskişehir denmesinin en önemli nedenlerinden birisi en iyi korunmuş eski şehir şehirlerden birisi. Doğru son. Evet. Mesela hemen şurada surlar var arkadaşlar. Evet. Bu surlarla çevrili ve burası bayağı güzel korunmuş. Nereleri gezdik? Herhalde şöyle bir Wine Mark’ta kesin gelinmesi lazım. Winemark’a gittik. Orada gerçekten böyle eski tip çok tatlı mimarisi olan evler, binalar vardı. Ve benim en hoşuma giden şey böyle o şeyde meydanda kafelerin önünde yaşlı gençli oturan insanlar, sohbetler, kahkahalar, muhabbetler gerçekten böyle bir renklerdi. Sen diyordun değil mi? Pastel renkli binalarıyla böyle hiç karar. Yani daha önceden bundan bir iki ay önce arkadaşlar Dressing ve Leipesick’e gittik. Orası birazcık daha böyle ne deniyordu onlara? Yani gotik mimari. Gotik mimari. Ama mesela binaların renklerinde grinin tonları var. Hani beyaz bulursanız şanslısınız. Siyah en serti. Genelde de griler var. Koyu gri, açık gri vesaire falan. Ama buraya geliyorsunuz yine aynı eski binalar var. Kilisenin haricinde çoğu bina böyle çok tatlı pastel renklerle süslenmiş. Mavisi, şu anda etrafa bakıyorum mesela turuncusu. Turuncu çok güzel kullanılmış. Yavru ağız da deniyor sanki buna. Öyle değil mi? Güzem ya. Rotenburg’dan beri evrime şeyi söylüyorum. Hani şuraya bir Akdeniz ya da bir deniz koy. Gerçekten bir İspanyol, İtalyan şehirlerinden bir tanesi. Hani tek eksiği buranın bir denizi olması. İnsanlar da öyle bu arada farkında mısın? Yani sesler biraz daha böyle kahkallı geliyor, tatlı geliyor. Evet. Etrafımızda çok tatlı evler var ama hemen sağımda mesela çok tatlı bir ev var. Göstermek istemiyorum. Çünkü insanların özel evi tabii ki o kadar da içine girmeyelim yani. Ama gerçekten çok tatlı bir yer ya. Benim çok hoşuma gitti. Yalnız tabii yaşanır mı? Hayır yaşanmaz. Her gittiğimiz yerde niye yaşanır mı diye soruyoruz. Onu ben de bilmiyorum. Bu kadar mı göçebe olduk arkadaş ya? Evet. Vallahi bu kadar mı göçebe olduk? Bilmiyorum yani. Bizimkiler de bu arada zaten zamanında Bulgaristan’dan göçmüşler. Şimdi sen zaten Evet. Genetiğinde var. Evet. Genetiğimizde var herhalde birazcık. Ondan sonra haliyle ben Türkiye’den Almanya’ya göçtüm. Artık herhalde genetikten dolayı her gittiğimiz yerde burada yaşanır mı diyoruz ama manyak mısın oğlum burada niye yaşıyorsun ki? Yani burası da zaten seni beklemiyor yani. Ya öyle öyle bir şey de var. Bu arada gerçekten hani şeyi bir kontrol ederiz yabancı nüfusu nasıl diye ama ben azdır diye tahmin ediyorum. Sanayi yok. Azır çünkü sanayi yok. Turizm var burada. Evet burada çok güzel bir turizm var. Zaten romantik yola borçlu bu turizminin. Bir de şeyi söylemek istiyorum. Eğer böyle Temmuz’da geliyorsanız buranın çok ünlü bir çocuk festivali, çocuk şenliği var. İsveçliler geldiğinde çocuklar korumuş bu şehri. Yani çocuklar gidip böyle tatlış tatlış konuşmalar yapmış. Rivayet o ki Evet. eee ve eee çocuklar sayesinde şehir korunmuş. Bu olayı temsilen her yıl Temmuz ayında çocuklar toplanıyorlar. Bir oyun canlandırıyorlar. Orada şehrin simgesel olarak anahtarını bir İsveçli krala teslim ediyorlar. Bizim zamanımızın 23 Nisan’ından ne kadar güzel olabilir ya. Allah ya tabii ki olamaz canım. Olamaz yani. Olmaz. Burada en çok hangi bitkiyi görüyorsun evlerde? Böyle gül var. Sen şimdi belki de o bitkiyi de çok iyi bilmezsin ama üzüm. He üzüm var. Evet. İnanılmaz bir üzüm var. Vine mark var ya şeyde. Evet. Ama ben sana bir şey söyleyeceğim ya. Bu kadar üzüm yetişen bir yerde şimdi Gülçün anne burada olsa, benim annem burada olsa, o üzümün yapraklarını toplasa bir sarma yapsa. Neden sarma yok arkadaş bu ülkede? Her üzüm yaprağından sarma yapılmıyor ya. Tamam da yani bundan yapılmazsa başka birisinden yaparsın öyle değil mi? Evet. Denersin yani. Baksana bunlar böyle değişik bir şey. Yani bizim o benim annemin bahçesindeki üzümlere benzemiyor. Tabii yani şimdi bunlar şaraplık üzümdür ama ben de diyorum ki şaraplık üzüm yetişiyorsa yetişir aynen. Yani sarmalık üzüm de yetişir. Yani insanın rüyasına olumlu anlamda girebilecek bir huzur var şurada. Ya sevdik mi genel olarak? Sevdik yani. Ben iyi ki geldim buraya. Ne? Bundan sonraki rotamız. Şimdi artık Axburg’a gidiyoruz. Otelimize çekin yapıyoruz ve sonra güzel bir stakçiye gidiyoruz. [Müzik] Gezem sağ olsun çok güzel bir restorana getirdi arkadaşlar. Steak manufactur reklam değildir tabii ki. Başlangıçta artık sezonun belki de son kuş konmazlarından birisini yiyeceğiz değil mi? Bakalım burada nasıl yapıyorlar Valera’da. Bizim oralarda iyi. Aynen. Şimdi bizim oralarda iyidir yani. Buralarda öyle olur mu bilmiyorum yani. Şöyle fiyatları da söyleyeyim. Asparagus çorba. Çorbasını çok istiyordum. 8,5 euro ama normal aspargus söyledik biz arkadaşlar. Çünkü etle birlikte çok güzel gider. Burada da söylüyor zaten. 14 euro. Etleri göstereceğim size. He etler burada. High lowin steak var. 180 gr. EUR. Biz Gizem’le birlikte yağı az olan tenderlo söyledik. Gizem 160’lık söyledi. 30 euro. Ben de 220’lik söyledim. 42 euro. Ben medium rare söylemiştim. Gerçekten medium rare gelmiş. Bakar mısın şuna? Şimdi en önemli parçayı göstermedim arkadaşlar. Kuş konmaz. İçerisinde yeşil. Aa gizem içerisinde yeşil de var, beyaz da var. Beyaz kuş konmaz da var. Portakal koymuşlar. Greyf koymuşlar. ko gör ko görmüşler. Bir de sosu geldi. Çok güzel gözüküyor açıkçası. Of süper. Erkenden Augurg turumuza başlayacağız. Axborg Almanya’nın en eski şehirlerinden biri. Roma imparatoru Augustus tarafından kurulmuş. Yani bayağı köklü. Orta Çağ’da Avrupa’nın en zengin şehirlerinden biriymiş. Meşhur Fuger ailesi de buradaymış. Mimari olarak da epey zengin. Rönesans, barok, Gotik hepsinden bir parça var. Şehrin merkezindeki altın salonlu belediye binası da kesinlikle etkileyici. Özellikle içi de ismini yansıtıyor. Görülmesi gerekenler listesi ise şöyle. Fugaray dünyanın ilk sosyal konut projesi. Hala insanlar yaşıyor. Perlak Kulesi çıkarsanız şehir ayaklarınızın altında. Axburg katedrali vitrayları 1100’lü yıllardan kalma ve tabii Maximilan şürası fotoğraf, yürüyüş ve kahve için ideal. Hadi şimdi bize dönelim. Axburg turumuz başlıyor. Çok tatlı bir kafeye geldik Augburg’da. Bence Axburg’a geliyorsanız bu kafeye muhakkak bir gelin. Burası ünlü bir müzenin içerisinde arkadaşlar Damon Hof olarak geçiyor. Şehir merkezine de hani altştata falan da çok yakın. Çok güzel. Dışarıda otabiliyorsunuz hani güneş için özel perdeler var vesaire. Hani yemek yemek için bir şey beklemeyin. Daha çok böyle atıştırmalıklar var. Yalnız çok güzel kokteyller var. Ben kokteyl içmedim. Kahve ya da şey dondurma da var. Evet. Dondurma da var tabii ki. Aynen. Ama genel olarak gerçekten güzel keyifli bir yer yani. Aburg’a gelmek için de herhalde buranın en sıcak belki yılın en sıcak zamanlarından birine denk getirmiş olabiliriz. Hava 30 derece civarlarında. Şimdi şehrin yüzyıllardan beri su ihtiyacını karşılayan su kanallarının yanından geçerek Augburg’un en gidilmesi gereken yerlerinden birine gidiyoruz. Fugay. Sana ü tane kelime söylüyorum. Roma, Rönesans ve Sosyal Adaletin Tarihi. İstanbul. Evet. Axburg. Axburg’dayız şu anda. Böyle keyifli oturduk. Bir şeyler içiyoruz. Ve nereye geldik? Figara’ya geldik. Fü dediğimiz aslında zamanının belki de en zengin insanının kurduğu bir sosyal tesis. Bu 15. yüzyılın sonlarına doğru Fuger ve ailesi bayağı devlet adamlarına borç veren bir aileden bahsediyoruz. Böylesi bir zenginlik. Ama şöyle düşünmüşler. Bu zenginlik bizim tek başımıza gelmedi. Bu bize Tanrı’nın lütfu. Bizim bunu bir şekilde yaşatmamız lazım. Ve o dönem böyle bir kendi servetleriyle o dönem işte madde gücü olmayan, sokakta yaşamak zorunda olan ama çok iyi insanlar yine böyle dindar çalışkan insanlara eee yardım etmek amacıyla böyle bir sosyal alan kurmuşlar ve sadece ev değil onları sosyalleşebilecekleri bir ortam da sağlamışlar ve çok sembolik bir ücret karşılığında. Ne kadar şu anda bu biliyor musun? 80 cent civarı filan bir paraya tekabül ediyor. Ayık değil mi? Yıllık. Yıllık. Evet. Ya tabii bağışlarla. Evet. Bedavaya yakın bir şey. O dönem 500 yıl öncesinde böyle bir şey alıyormuş. Eee şu anda da benzer bir meblağ. Yani zaten buraya girdiğinizde de arkadaşlar kapıda para ödemeniz gerekiyor. Ne kadar ödedin? Euro ödedim üçümüz için. Yani ben kendimi kötü hissettim burada böyle burayı dolaşırken. Çünkü insanların evinin önünden geçiyorsunuz. Yani onların maddi gücünün olmadığını biliyorsunuz. Değişik bir durum. Yani ben farklı bir sistem kurabilirlermiş bu parayı toplamak için diye düşünüyorum ama demek ki bunu uygun görmüşler. Bilmiyorum yani. Umarım rahatsız olmuyordur burada yaşayan insanlar. Evet şey gibi böyle yani biz size bu evleri veriyoruz şu anki zamandan bahsediyorum ama buraya turistleri sokacağız. Dolayısıyla evinizin önünden habire turist geçecek. Bazen video çekecekler, bazen fotoğraf çekecekler. İstemiyorsanız başka yere gidin. En az bir 30 kişi girdi ve rehber şu anda bir tane evin önünde durdu. Anlatıyor. Yaklaşık 40 kişi evin penceresinden içeriye bakıyor. Muazzam bir olay yani. Ama şey içeriyi göremiyorsun. Perdelerle filan kapalı yani. Ama içeriden çıkan insanlar olacak. Evine giren olacak filan gibi bir şekilde. Ben düşünemiyorum şu anda böyle bir şey. Çok tatlı bir şey var burada. Aklınızda olsun. Yani bire içebileceğiniz falan bir yer var. Hatta düğünler falan filan da var burada. Düğün de istiyorsanız düzenleyebiliyorsunuz. Eminim daha iyi seçenekleriniz vardır. Her neyse. Bir de yol boyunca sokak aralarında bağış yapmak isterseniz böyle bağış kutucukları falan koymuşlar. Burada kalmanın bazı şartları var. Sugar ailesi çok katolik ve dindar olduğu için Katolik olma şartı koşmuş. Şart koştuğu şeylerden bir tanesi de neymiş evrim biliyor musun? Günde üç kere Fuger ailesi için dua etmek. Allah yani ya sembolik bir şey tabii ki bu vicdanınla ilgili ama gelirken buraya imzaladığın şartlardan bir tanesi de buymuş yıllar önce ve şartları değiştirmemişler diye okudum. Yani şu zamanda 1 euroya yıllık 1 euroya ev için ben beş defa dua derim. Neyse senin o diğer soruna gelecek olursak Axburg’u nasıl buldun? Ben genel olarak bugün böyle 30 derece filan e olduğu için birazcık şeyi hissettim. Binalar çok aydınlık ve bu yüzden de ışığı çok yansıtıyor. Olduğundan da daha sıcak hissettik. Sen ne düşünüyorsun? Ben çok beğenmedim açıkçası yani Axburg’u beğenmedim. Hani sıradan bir şehir bu geldiğimiz e işte Fugeray Okey tamam bir girdin çıktın 15 dakika ama bunun da çok bir özelliği yok yani bence böyle bir romantik yol rotası var ya zaman kısıtlıysa bence geçilebilecek yerlerden bir tanesi. Belki de şundan da dolayı artık çıtayı çok yükselttik ya. Ben binaları sevdim. Yani genel olarak enerjisini sevdim. Neşstein taraflarına gideceğiz yarın ama o civarlarda otel bulamadığımız için ciddi anlamda bulamadığımız için oraya böyle yaklaşık bir saat mesafede bir oteldeyiz. Ama burası gerçekten çok tatlı. Otelde yeni. Ancak size bugün otelin farklı bir yönünü söylemek istiyorum. Burada Almanya’da benim çok sevdiğim ve burada da karşılaştığımda gerçekten paylaşmak istediğim bir olay var. Burada birçok şey güven esaslı. Yani Almanya’nın kültüründe böyle. Gerçekten güvene dayalı. Şu anda resepsiyonda kimse yok. Çalışanlar akşam 700’de burayı kapattılar ve evlerine gittiler. Şu an saat 2052 ve burada birçok şey yani hiçbir şey kilitli değil. Mesela buradan istediğim içeceği ya da içkiyi alıp dilediğim kullanabilirim. Ya da mesela burada çikolata var. Şurada tanesi 650 olan çikolatalar var. Ve burada şuraya götüreceğim. Gelin gelin. E burada zaten ücretsiz elma ama şöyle 330. Ben şimdi bunlardan bir tanesini aldım. Orada duruyor. Ve e ne yapıyoruz? Çok basit. Burada bir tane tüketim notu gibi bir şey. Açıklaması gibi bir şey. Buraya oda numaramızı yazıyoruz. Ne aldığımızı yazıyoruz. Zaten doldurmuştuk. O yüzden ben şöyle göstereceğim. Oda numaramızı yazdık. Ertnüs demişiz. 340 ve eee toplam şeyde 390. Teşekkür notumuzu yazmışız. İçerisine atmışız. Birazdan bir tane de içecek alırım belki. Yani size diyeceğim burada da fiyatları söylüyor hani eee bu şekilde diye. Sonrasında checkout yaparken eee geleceğiz burada ödeyeceğiz. Almanya’da gerçekten bu benim çok hoşuma gidiyor. Türkiye’de İstanbul’da ben çok güzel bir otelde kalmıştım. Kalamış taraflarında gerçekten çok güvenli, çok güzel bir oteldi. 5 yıldızıydı. E ve otelde benim kartımdan provizyon çekemedikleri için yani öncesinde böyle karttan bir şeyler almaları gerekiyormuş. Çünkü odanın içerisinde bir tane miniar var. O miniarddan bir şey tüketirsen oradan düşecekler. Sonra bunu yapamadıkları için eee miniarı odama kadar gelip kilitlemişlerdi. Yani Türkiye’de beş yıldızlı otelde böylesi bir güvensizlikle karşılaşmıştım. Gelip Almanya’da böyle bir şeyle karşılaşmak gerçekten çok güzel. [Müzik] Sonunda 15 senelik özlem diyeyim. Abartayım birazcık. 15 seneden beri gelmek istediğim Almanya’daki en önemli yerdi arkadaşlar. Güzel bir görüntü. Allah herkese böyle bir şato nasip etsin diyeceğim ama bir yandan da etmesin be. Ne yapacaksınız bu kadar büyükleri? Ya şu anda işte Almanya bunun çok tatlı ekmeğini yiyor. Buraya rezervasyonu 2 hafta 3 hafta öncesi erkenden yapmak gerekiyor. Bir hafta sonu ziyareti planlıyorsanız böylesi bir şey. Şu anda inanılmaz bir turizm var burada. Şato 1869 yılında Baviera kralı Ludwiig tarafından yaptırılmaya başlanıyor. Wagner hayranı olan kral şatonun her köşesini operalardan, mitolojiden, hayallerden ilhamla tasarlatıyor. Ama işin ilginci şu. Ludwigato da sadece birkaç ay yaşayabiliyor. Devlet işlerinden uzaklaşıyor. Halkla ilişkisi kesiliyor. Sonunda hükümet onu akıl sağlığı yerinde değil gerekçesiyle tahttan indiriyor. İki gün sonra da doktoruyla birlikte şüpheli bir şekilde bir gölde ölü bulunuyor. Yılda 1,5 milyondan fazla insan o hayalin izini görmek için buraya geliyor. Disney’in logosundaki şato da zaten buradan ilham alınmış. Yani No Schstein sadece bir mimari yapı değil. Biraz saplantı, biraz yalnızlık, bolca hayal gücü ve bolca estetik. Biletlerinizi sabah erkenden bilet ofisinden aldıktan sonra burada istediğiniz gibi takılabiliyorsunuz. En güzel vakit geçirilecek yerlerden bir tanesi şu els çevresi. Buradan bot kiralayıp bu gölün tadını çıkarabiliyorsunuz. Noin kalesine çıkmak için farklı opsiyonlarımız mevcut. İstersek yürüyerek gidebiliyoruz. Bu yürüyüş çocukla birlikte 40-45 dakikayı bulabiliyor. Ya da isterseniz buradan faytonla yukarı çıkabiliyorsunuz. İsterseniz de shuttle sizi çok güzel bir manzara bölgesi var. Marine Brook diye oraya götürüyor ve oradan da kısa mesafe 10-15 dakikalık bir yürüyüşle Noch Vanstein kalesine ulaşabiliyorsunuz. Şu Marine Brook’e de bu gördüğünüz yer. Şu kırmızı bölge bizim alacağımız yol. Biz buraya yürüyüşle gideceğiz. Gidebileceğiniz kalelerden bir tanesi de Pahan Han Şangao Kalesi. Ama çocuğunuz varsa ve sabrı böyle çok yüksek değilse muhtemelen seçim yapmak zorunda kalacaksınız. Bu kaleler cenneti bu şekilde. Şimdi başlıyoruz yürüyüşüm. Yürüyüşün 5. dakikasındayız ama yine de keyifli. Tek dikkat etmeniz gereken yolda bol bol at kakası bulacaksınız. Bol sinekli. Ayakkabılarınıza dikkat edin. Yarı hem kontrol etmek gerekiyor hem de atların bıraktığı dışkıların etrafında toplanan sineklerden rahatsız olmamak adına bayağı dikkat etmek gerek. Ben sana bir şey söyleyeyim mi? Eee, atların dışkılarından rahatsız olmadım ama o konan sineklerden rahatsız oldum. Yani yüzlerce var. Beklediğimizden erken geldik gibi. Bence hala gelmedik. Ara nokta var. Şurada da şeyi görebiliyorsunuz. Tekrar faytonlara binebiliyorsunuz ve hemen şu ara noktanın üst kısmında da dım şatomuz gözüküyor ama Leocuğum bence oraya bir en az bir 20 dakika daha yürüyeceğiz. Şimdi bu yoldan devam edeceğiz. Eğer isterseniz şurada hediyelik eşya var. Böyle şeyler yani işte gözleme vesaire gibi şeyler maalesef yok. Hani vasistası olarak daha o tip şeyleri buraya getirtiremedik. kültürü o kültürü gettiremedik ama olsaydı güzel yenirdi yani. Şimdi burada ayran mesela bu sıcak havada bence var ya yani şimdi orada Bradw falan var. Yemişim Bratw’sunu ya. Bratwur ne abi? Şatoya geldik ancak içeride fotoğraf veya video çekmek yasak. O yüzden ben size içeride neler göreceğinizi şöyle kısaca anlatayım. Noin 19. yüzyılda Bavyera Kralı Ludwig tarafından yaptırılmaya başlanmış. Dışarıdan bakıldığında Orta Çağ şatosu gibi görünse de aslında dönemin en modern teknolojileriyle donatılmış. Örneğin içeride sıcak su sistemi, telefon hattı ve otomatik sifonlu tuvalet gibi o döneme göre oldukça ileri olan teknolojiler bulunuyor. İçeride neler var derseniz Kral. Ludwick’in yatak odası, opera temalı salonlar, bir yapay mağara bölümü ve devasa bir taht salonu var. Her detay Wagner operalarına gönderme yapıyor. Yani gerçek bir hayal alemi. Giriş ücreti yetişkinler için 2025 itibariyle 1 euro. Ancak biletler genellikle önceden online olarak alınmalı. Günlük kontenjan sınırı var. Yerinde çoğu zaman bilet bulunmuyor. Resmi siteyi de ben açıklamalara ekliyorum. Mari köprüsüne doğru gidiyoruz arkadaşlar. Çünkü sözde manzarası çok güzelmiş. Sözde değil canım. Oradan çekilmiş fotoğrafları biliyoruz. Gördük da yani ben gidip görmedim. Evet. Gideyim göreyim. Ondan sonra sözde böyle öyle değil aslında diye denir. Tamam. Yani bir evrim dirik tarafından daha onaylanmadı. Güzel mi? Çok kolay değil yani öyle her yer. Peki. Neyse şey şato güzeldi. İçerisi de bayağı keyifli. Görüntü alamıyoruz maalesef. Zorlamadık da tabii ki ama gerçekten bu gideceğimiz köprü birazcık yordu. En aşağıdan arabayı park ettikten sonra şatoya gelmeniz yaklaşık 20-2 dakika. Okey bence bu ama şatodan sonra Marian köprüsüne gelmek beni daha çok yordu ama ya şu manzaraya bakar mısınız Allah aşkına ya? Sonunda geldik. Vallahi çok güzel gözüküyor. Manzara gerçekten çok güzel arkadaşlar yani. Bence dışından bakmak içinde olmaktan daha güzel. İçinde olmanın da ayrı bir keyfi var. Evet. Ama ben dışında olmayı tercih ederim. Aynı şey köl Evet. gibi dışarıdan bakmak çok güzel. Efsane manzaradan ve bol bol fotoğraf çektikten sonra artık inişe geçiyoruz. Genellikle hediyelikçilerde fiyatlar yüksek olur. Ürünler Alman yapımı bile olmaz. Hani yurt dışından gelir vesaire. Ama buradaki hediyelikçü gerçekten beni olumlu anlamda şaşırttı. Ben de içeriden şöyle bir şey buldum. Hatta anneme bunu aldım. Bu Remen Noel döneminde özellikle popüler oluyor. Böyle tutttüren adam. Gerçekten ben fiyatlarını çok uygun buldum. Şöyle büyük bir kutu. 32 euroydu. 20 eks eurodan başlıyor seçenekler. Ama içeride gerçekten çok fazla seçenek var. Hani Norstein kalesi ile ilgili bir şeyler de bakayım dedim ama onlar açıkçası çok cezbetmedi beni. Norwenstein gezdikten sonra gün batmadan şöyle biraz püssene uğrayalım dedik. Zaten bölgedeki en yakın şehir burası ama gelmişken sadece arabaya atlayıp dönmek yerine şöyle bir sokaklarında dolaşmak gerçekten iyi geliyor. Biz çok uzun kalmadık ama küçük kafeleri pastel renkli evleriyle şehir epey keyifli. Evet son durak önümüzde. Son yemeğimiz yola çıkmadan önce. Evet aynen 7 6 saatlik bir yol var. Çok güzel bir yer bulduk arkadaşlar. Bir garden. Evet yorumları da güzeldi. Gelirseniz buraya gelin bence. Aynen. Oliven Baum isimli diye bir yer. Şöyle ben şinitsel söyledim. Kalp yani et. Şinitsel. Gizemciğim sen. Ben de tavuk gözü söyledim. Bioymuş tavuk ve yanında da bol bol sebze. Evet. da zaten bi olmayanı döverler yani. Yani keyifli güzel gözüküyor. Gerçekten tavuk ve eş seçim konusunda muhteşemsin. Çok iyiyimdir. Senin de şen senin güzel gözüküyor. Teşekkür ederim. Sen de afiyet olsun. Leon makarnası çok makarna söyledik arkadaşlar. Hoppa. Çok güzel gerçekten. Peki eee sizin söyleyecekleriniz var mı? Romantik yola geldiniz mi ya da videoda en çok nereyi beğendiniz? Biz mi çok abartıyoruz yani bize çok güzel geldi gerçekten. Yorumlarınızı yazın arkadaşlar ya. Çok güzeldi yani. Yorumlarınızı bekliyoruz. Senin de çok güzeldi. Seninle de aynı şekilde. Şimdilik bizden bu kadar arkadaşlar.

Romantik Yol (Romantische Straße), Almanya’nın en masalsı rotalarından biri. Bu videoda Frankfurt’tan başlayarak Würzburg, Weikersheim, Rottenburg am Neckar, Dinkelsbühl, Augsburg ve Fuggerei gibi büyüleyici şehirleri gezdik ve yolculuğumuzu Rothenburg ile ünlü Neuschwanstein Şatosu’nda tamamladık.

👉 Abone olmayı, videoyu beğenmeyi ve yorumlarda en çok görmek istediğiniz şehri paylaşmayı unutmayın!

Yararlı linkler:

*Allianz Almanya’da Türkçe destekli sigorta:* https://vasistdas.de/allianz-sigorta-ile-almanyada-guvendesiniz/

Videonun bazı bölümleri:

00:00 Almanya romantik yol rotamıza çıkıyoruz
03:34 Romantik yol nedir?
04:30 Almanya Würzburg turu
10:00 Weikersheim
11:53 Almanya Rothenburg ob der Tauber
26:31 Dinkelsbühl – En güzel Altstadt şehri
31:46 Almanya Augsburg ve Fuggerei
41:53 Neuschwanstein Şatosu

Bizi sosyal medyada takip etmek için:

🌍 Turkish Expats ağımıza ücretsiz üye ol: https://vasistdas.de/almanyada-turkish-expats/
🔗 Web: https://vasistdas.de
📣 Whatsapp’ta Almanya Gündemi: https://whatsapp.com/channel/0029Vb1vwwxGZNCwgVwiSI1e
❤️ Instagram: https://www.instagram.com/vasistdasde/
💼 Linkedin: https://www.linkedin.com/groups/9229104/
👓 Facebook: https://www.facebook.com/vasistdas.de
📱X: https://twitter.com/Vasistdasde

#neuschwanstein #RomantikYol #Rottenburg #NeuschwansteinŞatosu #Würzburg #Weikersheim #Dinkelsbühl #Augsburg #AlmanyaGezi #AlmanyaVlog

26 Comments

  1. 1978’de Almanca öğrenmek için Goethe Institut Rottenburg, otd’de iki ay kaldım. Bu kadar turistik değildi. Yenilen tatlı kesinlikle yoktu. Daha sonraki yıllarda birkaç kez
    gittim. Turistik olarak tatlıyı meşhur etmişler. Tamamen duygusal🥹

  2. Eveet Video bitti şimdi sıra aldığım 10 notla bu uzun videoyu değerlendirme de. Sizi çok seviyorum ilk kez bu kadar uzun yazacağım çünkü ilk defa çok sevmeme rağmen canım sıkılarak bir video izledim. Gelelim özete
    1:Giriş ücreti;Türkiyede böyle bir rota olsa her şehire girmek için ve at cebe kazıkla gitsin mantığıyla giriş ücreti en az 3bin TL olur. Turist kaçırmak da üstümüze yok çünkü
    2:O surların tamamına %100üne tarihmiş eskişehirmiş korunaklıymış Türke sökmez biz orayı bok yuvasına çevirirdik. Duvarlara yazı yazılırdı baktılar büyük bina var çöküp otel yapılırdı yani tarihi çökermek için harika bir rota.
    3:Türkiye de bu şehirleri bombalar yıkamaz ama biz tarihi ev diyerek yakar parasına bakar rezidans yapardık.
    4:Sosyal adalette Evrim Bey İstanbul dedi ya orada bittim😢ne İstanbulu ya Galata kulesinin etrafı adalet mi.
    5:Son bölüm Trabzon uzun gölün mükemmel sonu gibi olur her yeri bir güzel yıkar üstüne betonu döker yeşilmiş çayır çimenmiş bize sökmezdi.
    6:Evrim Bey'in Türk Mutfağı hayranlığı koca mekanda ayran araması tek kelimeyle tarifsiz
    7: Evrim Bey aynı babam gibi. İnsanın hevesini kaçırır kaçırır burnundan getirir sonra hadi bakalım der. Manzara kadar hatta video sonuna kadar yok beğenmedim yok değmez yok abarttık mı sanki diye diye bütün otantiklik gitti en son dedi ki çok güzel 🤔 keşke baştan deseydiniz de videoyu ikinci defa sessize alıp izlemeseydim.
    Sizi izlemek çok keyifli iyi ki varsınız
    Sürç-ü lisan ettiysem affola🌹

  3. Rothenburg ob der Tauber’de o tatlıdan ben de yedim ve Evrim’in yorumuna yürekten katılıyorum, çok yüksek seviyede tatlılar tatmış bir milletin insanına gelmez 😋😂 (mehter marşı 🎶🎵)

  4. Çok güzel bir gezi videosu olmuş, çok beğendim. Saraylar, bakımlı eski binalar özellikle şato çok etkikeyici. Lakin bu saraylara bakınca biraz hüzünleniyorum insan ve emek sömürüsü görüyorum.
    Çok tatlı bir ailesiniz mutluluğunuz neşeniz coşkunuz daim olsun.
    Not: "en az 20 euro çakarlar deyince bi koptum" 😂

  5. Evrim Bey'in Türkiye etkisinden kurtulamadığını gösteren bir video olmuş 😂 "Bizim tatlılar, bizim asma yaprakları, bizim 23 Nisan'larımız…" vs. diye diye geçti video.
    Yolunuz düşerse Norveç'e de bekleriz. Gerçi Türkiye gibi değil ama 😂😂

Leave A Reply